Semerkant

Ayhan Bozkurt

Ayhan Bozkurt

Telefonum çaldığında açmadığım, onu sokakta caddede gördüğümde kaçtığım bir zat-ı muhteremle artık kaçacak yer bulamadığım bir anda boş bir anıma gelip çalan telefonumu açtım. Telefonun diğer ucunda bu zat-ı muhteremin hiç hoşlanmadığım ses tonuyla karşılaştım ‘nerdesin seni arıyorum, görüşelim.’ Bir an vücudumda bir soğukluk hissettim. İstemiyordum. Onu atlatmam lazımdı. Bir kez kekeledim. ‘Semerkant’tayım’ dedim. Önce şaşırdı. ‘Özbekistan’dasın yani… Peki ne zaman döneceksin’ diye sordu. Ne söylediğini önce anlayamadım. Ardından bende jeton düştü. ‘Bilmiyorum, dönünce seni ararım’ dedim rahatlamış bir ses tonuyla. Onu atlatmıştım.

Benim Semerkant maceram böyle başladı. Bir de Kemal var orada. Onsuz Semerkant boş bir dükkana benzer. O, kitapların (ve oraya gelen birbirinden güzel kızların) arasından coşkuyla karşılar beni. (Kemal karşılıyor ama o güzel kızların arasından biri de çıkıp karşılamadı… O ayrı.) Onun bu sıcaklığı kitabevinin her yerine sinmiştir. En ufak bir sevgisizlik görmedim ondan. Söylüyorum çok iyi arkadaşımdır. İstanbul dışında yaşayan bir çok insan benim bir kitabevim olduğunu düşünür. Düşünsün de evet burada sizlere de itiraf ediyorum: SEMERKANT BENİM! Buna hiçbir zaman hayır demedi.

Biz çok iyi arkadaşlarız.

En güzeli de bu.

Kitap, dergi, entelektüel ortam, kızlar, bütün bunların hepsi güzel de…

DOSTLUK HER ŞEYİN EN GÜZELİ.

AYHAN BOZKURT